STK’lar Tarafından Sığınmacılara Yapılan İnsani Yardımların Hak Temellilik ve Hayırseverlik Bağlamında Değerlendirilmesi
Anahtar Kelimeler:
Göçmenler, Sığınmacılar, Sosyal Hizmet, Hak Temelli Yaklaşım, İnsan Hakları,Öz
Bu çalışma, Türkiye’de sığınmacılara yönelik sosyal hizmetlerin hak temelli mi yoksa hayırseverlik temelli mi yürütüldüğünü, sivil toplum kuruluşlarının (STK) bu alandaki rolü üzerinden incelemektedir. Sosyal hizmetin temel amacının, bireylerin kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal yoksunlukları hak temelli bir yaklaşımla gidermek olduğu vurgulanmaktadır. 2011 sonrası Suriye’deki savaş ve Orta Doğu’daki çatışmalar sonucunda Türkiye’ye kitlesel olarak gelen sığınmacılara yönelik uygulamalar, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde ele alınmaktadır. Devletin sunduğu hizmetlerin yetersiz kaldığı alanlarda STK’ların önemli bir boşluğu doldurduğu, ancak bu kuruluşların çoğunlukla hayırseverlik ve merhamet temelli yardımlar sunduğu belirtilmektedir. .Çalışmada sosyal hizmet çalışanlarının göçmen ve sığınmacılarla mikro, mezzo ve makro düzeylerde yürüttüğü müdahaleler açıklanmakta; sosyal hizmetin tarihsel gelişimi ve refah devletinden çoğulcu refah anlayışına geçiş süreci tartışılmaktadır. Bu bağlamda, hak temelli sosyal hizmet anlayışının yerini giderek hayırseverlik temelli uygulamalara bırakmasının, sığınmacıların hak öznesi olmaktan ziyade yardım nesnesi olarak algılanmasına yol açtığı savunulmaktadır. Türkiye’de faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası STK’ların sığınmacılara yönelik yardım, danışmanlık ve savunuculuk faaliyetleri değerlendirilmekte; hak temelli yaklaşım ile ihtiyaç/hayırseverlik temelli yaklaşım arasındaki farklar ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak çalışma, sığınmacılara yönelik sosyal hizmetlerin kalıcı, sürdürülebilir ve güçlendirici olabilmesi için hak temelli bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. STK’ların devletin yerine geçen bir aktör değil, devlet politikalarını tamamlayıcı ve denetleyici bir rol üstlenmesi gerektiği; devlet, STK’lar ve sosyal hizmet mesleğinin etik ve insan hakları temelinde işbirliği içinde hareket etmesinin zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.